Evlerden Irak: Bebeğin Anne Karnında Ölmesi

Anne adayları hamile kaldıklarını öğrendikleri ilk andan, hamileliğin sonlandığı ana kadar çok değişik duygular içerisinde olurlar. Hem bebeklerini içlerinde hissederek çok mutlu ve heyecanlı hissederler, hem de bebeklerinin artık bir an önce dışarı çıkmasını, ona kavuşmayı isterler. Hamilelik boyunca çok özenli davranırlar. Bebeklerinin mutluluğu için her şeyi yapan anneler, bebekleri doğduktan sonra da onlar için neler yapacaklarını en ince ayrıntısına kadar hayal edip, planlamasını yaparlar. Anne olmak kendinden çok bebeğini düşünmektir. Anne için artık varsa yoksa o olur. Babalar da hatta bazen ikinci plana atıldıklarını hissettiklerinde biraz bozulurlar bu duruma ama, nihayetinde onlar da kucaklarına bebeklerini aldıklarında bambaşka dünyalara dalarlar ve bebeklerinin dünyasından uzunca bir süre de çıkamazlar. Ancak bazı durumlar vardır ki hamilelik döneminde ne kadar dikkat edilse de, özen gösterilse de bir şeyler ters gider ve ne yazık ki katlanılması en zor acılardan biri yaşanır. Bebek bazı nedenlerden ötürü anne karnında ölebilir. 1960’lı yıllarda her 1000 bebekten 11 tanesi 20. haftadan sonra ölürken, günümüzde ise bu rakam 1000’de 5’e kadar inmiştir.

Anne Karnında Bebeğin Ölmesinin Nedenleri Nelerdir?

Anne ve babanın yaşadığı bu durum tarifsiz bir acıdır. Çiftler heyecanla bebeklerini kucaklarına alacakları günü sabırsızlıkla beklerken, böyle bir durumun yaşanması psikolojik açıdan aileyi oldukça etkiler. Bebek ölümleri genellikle bebekten, plasentadan ya da anneden kaynaklıdır. Bazı durumlarda kordon dolanması yüzünden de kayıplar yaşanır. Bebek ölümlerinin %90’ının nedeni, otopsiyle aydınlatılabilir.

1. Bebeğe bağlı nedenler

anne karnında bebek

Genellikle anne karnında yaşanan ölümlerin %25 – %40’ı  bebeğe bağlı sebeplerden kaynaklanır. Bu sebeplerin başında doğumsal yapısal anormallikler gelir. Rahim içi ölümlerin çoğunun sebebi bu anormallikler nedeniyle olur. Bu bebekte karşılaşılan anormallikler; kalp anormallikleri (kalp kapakçığındaki darlık), beyindeki anormallikler (beyinde sıvı birikmesi) dir. En önemli sebepleri bunlar oluşturur. Ayrıca “Spina bifida” denilen bebeğin sırtında bulunan, omurga üzerinde kapanmadan kalan bir delikten, omuriliğin bir miktarının dışarı doğru fıtıklaşması olarak tarif edilebilecek hastalık, bebeğin anne karnında ölmesine neden olabilir. Bu riskleri azaltmak için, anne olmak isteyen kadınların gebe kalmadan 3 ay öncesinden başlayarak, günde 400 mg olmak üzere folik asit tableti alımına başlaması gerekir. Bu yapısal anomalilerin pek çoğu, 20. haftada yapılan detaylı ultrasonda saptanabilir.

Kromozom bozukluklarından dolayı yaşanan sendromlar da ölüme sebep olur. Bu hastalıkların en yaygın biçimde görüleni ise Down Sendromu’dur. Down Sendromu’nun tanısı ise gebeliğin 11 ile 14. haftaları arasında yapılan bir kan testi ve ultrasonda bakılan ense kalınlığı ölçümü neticesinde konulabiliyor. Bu testler sonucunda riski artmış olan anne adaylarına, amniyosentez (bebeğin çevresindeki sıvıdan alınan örnek) yapılması önerilir.

Bebeğe bağlı ölüme yol açan bir diğer neden ise, bebeğin anne rahmi içinde bir enfeksiyona yakalanmasıdır. Bu hastalıklar; Frengi gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklar da sayılabilirken, kızamıkçık, CMV, parvovirüs, varicella ve listeria gibi hastalıklar da olabilir. Bu sebepler yaşanan tüm ölü doğumların %6’sını oluşturuyor.

Bir diğer sebep ise kan uyuşmazlığı olarak sayılabilir. Annenin kanının Rh negatif, babanın kanının ise Rh pozitif olması durumunda bebeğinin kanının da Rh pozitif olması, sorun teşkil edebilir. Eğer bu annenin ikinci bebeği ise olumsuz etkilenir çünkü, ilk bebeğinin kanı Rh pozitif olan anne, dolaşıma geçtiğinde bu kana karşı antikor üretir. Anne karnında oluşan bu antikorlar ise ikinci bebeğin kan hücrelerine hücum ederler ve onu kansız bırakırlar. Bu riskin önüne geçmek için gebeliğin 28. haftasında ve gebelik bitiminde, kan uyuşmazlığı için bir enjeksiyon iğnesi yapılması gerekir.

2. Plasentaya bağlı nedenler

bebek

Anne karnında ölen bebek sayısının %25-35’ini plasentaya bağlı nedenler oluşturur. Plasenta (Anne karnındaki bebeğin eşi) anneden gelen kan akımına aracılık eden ve rahim duvarına yapışık halde bulunan bir yapıdır. Bir ucundan da kordon (göbek bağı) çıkar. Bu kordon bebeğin göbeğine bağlanır. Bazı durumlarda ise plasenta yapışık olduğu rahim duvarından ayrılabilir. Bunun sebebi genellikle yüksek tansiyon ya da pre-eklampsi (gebelik zehirlenmesi)’dir. Plasenta rahim duvarından erken ayrıldığında bebeğe giden kan akımı azalmaya başlar. Bunun sonucunda ise bebek maalesef kaybedilir. Rahim içi bebek ölümlerinin %14’ü bu durumdan kaynaklanır. Bebeği ve plasentayı saran zarların enfeksiyon kapması da, bebeğe giden damarlarda tahribata yol açarak anne karnında bebek ölümlerine neden olur.

Annenin karnına aldığı şiddetli darbeler ya da karın üzerine şiddetli biçimde düşülmesi de plasental kanamalara sebep olarak ciddi tehlikeler doğurur. Anne karnında ölen bebek nasıl anlaşılır, bebeğin hareket etmediğini fark eden anne hekime başvurur. Hasta hemen ultrasona alınır, muayene sırasında bebeğin kalp atışlarına rastlanamazsa, bebeğin öldüğü anlaşılır.

3. Anneye bağlı nedenler

diyabet hastası anne

Bebek ölümlerinin %5 ile %10’u arasındaki ölümler anneye bağlıdır. Bu ölümlere sebep ise yüksek tansiyon ve diyabettir. Gebelik öncesinde diyabeti olan ve insülin kullanan hastalar, mutlaka kan şekerleri iyi düzenlenmiş olarak hamile kalmalıdır. Hamilelik süresince de insülin dozları, gebeliğin ihtiyaçlarına uygun olarak iyi ayarlanmalıdır.  Annenin sebep olduğu ölümlerin bir diğer sebebi ise, antifosfolipid sendromudur. Bu hastalıkta annenin plasentasında bulunan damarların içinde pıhtılar meydana gelmekte ve damar tıkanıklığına yol açarak, bebeğe giden kan akışını engeller. Bunun sebebi ise annenin kendi hücrelerine karşı sebepsiz yere ürettiği antikorlardır. Genellikle eşler arasındaki kan uyuşmazlığı neticesinde görülür. Bu rahatsızlığı yaşayan kadınlar doktor kontrolünde, aspirin ya da kan sulandırıcı ilaç kullanmalıdır.

4. Kordon dolanması

kordon dolanması

Kordon dolanmasına, ister normal doğum olsun ister sezaryen doğum, bütün doğumlarda sık rastlanır. Kordonu uzun olan bebekler genellikle böyle doğar. Göbek kordonunun boyu 80 cm civarındadır. Plasentanın bir ucu bebeğin göbeğine diğer ucu ise plasentaya bağlıdır. Annenin kanı rahimden plasentaya aktarılır. Plasentadan da kordon yardımıyla bebeğe geçer. Yani kordonun görevi, anne ile bebek arasındaki kan akımını sağlamaktır. Kordon boyu ne kadar uzun olursa, dolanma riski o kadar yüksek olur. 100 cm’ye kadar normal sayılan kordon boyu, 100 cm’yi  geçtiğinde çok uzun ve riskli olarak kabul edilir.

Pek çok bebek kordon dolanmasıyla dünyaya gelir. Tüm doğumların %20 ile %34’ü, bebeklerin kordonları bir tur atmış şekilde doğarlar. Kordonun boyun etrafından dolanması doğum öncesinde bir sıkıntı yaratmaz ancak, doğum başladıktan sonra, rahmin kasılmasıyla birlikte kordonda ezilmeler meydana gelir, bu da bebekte kalp atış hızında düşmelere neden olur. Hekim bu durumla karşılaştığında sezaryen doğum yoluna başvurur. Kordon düğümlenmişse ve düğüm çok sıkı ise kan akımı durum ve bebek kaybedilir.

SİZ DE YORUM YAPIN!

Henüz yorum yapılmamış!