Diyabet : Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Günümüzün en yaygın sorunlarından biri olan diyabet hastalığının birçok farklı nedeni bulunur. Diyabet sebebiyle kandaki glikoz seviyesi oldukça yükselir. Metabolizmanın etkilenmesi ile birlikte vücut, glikoz seviyesini koruyamaz. Bunun nedeni ise vücudun yeteri kadar insülin üretememesi, ememesi olur. Özellikle yetişkin kişileri etkileyen diyabet obezite hastası çocuklarda da görülür.

Diyabet Nedir?

Pankreas tarafından yeteri kadar insülin hormonu üretilememesi ya da üretilen hormonun yeteri kadar kullanılamaması sebebiyle diyabet hastalığı ortaya çıkar. Ömür boyu süren bu hastalık sebebiyle birçok kişinin hayatı da olumsuz etkilenir. Diyabet hastalarının yediği besinlerde bulunan şeker, vücudu tarafından kullanılamaz ve hiperglisemi adı verilen hipoglisemiye neden olur.

Besinlerin içerisinde yer alan karbonhidratın büyük bir bölümü glikoza çevrilir. Midenin arka bölümünde yer alan pankreas, kas ve diğer dokuların glikozu alıp enerjiye çevirmesini sağlayan insülin isimli hormonu üretir ve bu sayede kana geçiş yapan glikoz hücrelere yayılır. Hücrelerin yakıt kaynağı olan glikoz, vücudun ihtiyacından daha fazla ise karaciğerde yağ depolanmaya başlar.

Diyabet hastalığıyla ilişkisi olmayan kişiler açken 120 mg/dl kan şekeri oranına sahip olur. Yemek yedikten iki saat kadar sonra ise bu değer 140 seviyesine ulaşsa da daha yukarıya çıkmaz. Fakat bu değerin üzerinde bir değere sahipseniz diyabet olmuş olabilirsiniz. Diyabet, “açlık kan şekeri” ya da “oral glikoz tolerans testi” ile ölçülür. Diğer yandan gizli şeker adı verilen hastalığa sahipseniz AKŞ ölçümü sonrasında 100 ve 125 değerleri arasında sonuç alırsınız. Bu değerlerin üzerinde bir değer ise diyabeti işaret eder. OGTT söz konusu olduğu zaman ise 140 ve 199 arasındaki değerler gizli şeker, 200 ve üzeri diyabeti işaret eder.

Diyabet Çeşitleri

Tip 1 Diyabet: Genellikle 30 yaşından önce ortaya çıkan bu tip, normal kilolu kişilerde birdenbire kendini gösterir. Bağışıklık sistemi pankreas tarafından üretilen beta hücrelerine saldırıp bu hücreleri yok ettiği için pankreas tarafından insülin üretimi gerçekleşemez. Çocukluk çağında daha sık görülen tip 1 yetişkinlerde de ortaya çıkabilir. Diyabet, yediklerine dikkat ederek ya da kilo vererek üstesinden gelebileceğiniz bir hastalık değildir. Bu hastalıkta kan şekerinin ölümcül seviyeye ulaşmaması ve uzun dönemli komplikasyonları önleyebilmek için insülin iğnesi kullanılması gerekir.

Tip 2 Diyabet: Diyabet hastalarının %90-95’i tip 2’ye sahip olur. Genellikle kilolu ve yaşlı insanlarda ortaya çıkan diyabette beta hücreleri insülin üretimine devam etse de vücudun insüline direnç gösterdiği ya da üretilen insülin miktarının az olduğu görülür. Genellikle obez insanlarda görülür ve yavaş bir şekilde ilerleyerek yetişkin dönemde kendini gösterir. Genellikle insülin tedavisine gerek kalmadan uygun bir beslenme şekli, egzersiz, oral yöntemle alınan ilaçlar ve bu tür basit yöntemlerle üstesinden gelinebilir. Bu sebeplerden dolayı insüline bağlı olmayan şeklinde de isimlendirilir.

Gizli Şeker: Gizli şeker hastalığında kan şekeri normal seviyeden yüksek olsa da tip 2 teşhisi yapılabilecek kadar yüksek olmaz. Fakat diyabet 2 teşhisi konmuş olan kişilerin büyük bir çoğunluğunda gizli şeker bulunur. Gizli şeker hastalığına önlem alınmadığı takdirde 5 ile 10 yıllık bir zaman diliminde diyabete yakalanılabilir. Diğer yandan diyabet 2 hastalığına dönüşmeyen gizli şeker yine de sorun yaratır. Özellikle kalp hastalıkları olmak üzere birçok hastalığı tetikleyebilir.

Diyabetin Nedenleri Nelerdir?

Tüketilen gıdalar küçük bileşenlere ayrıldıktan sonra kan dolaşımına ve ardından da hücrelere aktarılır. Bu küçük bileşenlerden biri ise şeker yani glikozdur. Vücudun enerjisi glikoz ile üretilir. Glikozun vücudumuzdaki hücrelere yayılmasını sağlayan hormonun adı ise insülin olup, insülinin yeteri kadar üretilememesi ya da vücudun bu hormonu yeterli miktar ya da kalitede kullanamaması sonucunda diyabet ortaya çıkar. Zira vücut ihtiyacı olan enerjiye ulaşamayacak ve kan şekeri kontrolden çıkacaktır. Şeker hastalığı söz konusu olduğu zaman kandaki şeker; yağ, kas ve karaciğer hücrelerine yeteri miktarda taşınamaz.

1. Genetik etkenler ve otoimmün tepki

otoimmün

Pankreasta yer alan beta hücreleri tarafından üretilen insülin, tip 1 söz konusu olduğu zaman bağışıklık sisteminin bu hücrelere saldırması sebebiyle üretilemez hale gelir. Bağışıklık sisteminin hatalı bir şekilde göstermiş olduğu bu tepkiye sebep olan esas neden ise bilinmiyor. Fakat yapılan araştırmaya göre tip 1 ile alakası olan 18 farklı gen tespit edilmiştir. Bu genler, bağışıklık sisteminin vereceği tepkilere etki ediyor.

Diğer yandan tip 1’e sahip olan bir akrabanın olması durumunda hastalık riski %10 olurken, tek yumurta ikizlerinden birinde diyabet görülmesi durumunda tip 1 diyabet olma olasılığı %33 oluyor.

2. Virüs

virüs

Yapılan araştırmalara göre çeşitli virüsler tip 1 hastalığını tetikleyebiliyor. Enterik virüs adı verilen bağırsak iltihabına yol açan mikroorganizmalar bu tür etkilere yol açabilir. Tip 1 ile ilişkisi olan virüsler ise şu şekilde sıralanabilir:

  • Rota virüsü
  • Kızamıkçık
  • Konjenital rubella
  • Kabakulak
  • Koksaki virüsleri

3. İnek sütü

süt

Diyabete etki eden beslenme tarzının olup olmadığı konusunda yapılan araştırmalar D vitamini alan ve anne sütü emen bebeklerin daha az riske sahip olduğunu ortaya koyuyor. Diğer yandan erken dönemde anne sütü haricinde inek sütü ile beslenen bebeklerde tip 1 çıkma olasılığının arttığı tespit edildi.

4. Obezite

obez

Diyabet hastalıklarının büyük bir çoğunluğunu oluşturan tip 2 hastalığına yol açan esas sorun obezitedir. Birçok tip 2 hastası bu hastalığa sahip olduğunun farkında olmaz. İnsülin direnci sebebiyle hücrelerde kan şekerinin depolanamaması sebebiyle kanda şeker birikerek hiperglisemiye yol açar. Bu nedenle tip 2’ye sahip olan kişilerin büyük bir çoğunluğu aşırı kilolardan şikayet eder. Fakat zayıf kişilerin de bu hastalığa yakalanma olasılığı bulunur. Özellikle az hareket eden, bel çevresinde aşırı yağlanma olan ve kötü bir şekilde beslenen kişilerde görülen tip 2 diyabetten korunmak için beslenmenize dikkat etmeli ve spor yapmalısınız.

5. Gebelik şekeri

gebe

Gestasyonel diyabet olarak da bilinen gebelik şekeri sorunu, şeker hastalığına yakalanmamış olan kadınların hamilelik döneminde kendini gösterir. Hamilelik sebebiyle üretilen hormonların insülin hormonunun görevini yapmasını engellemesi durumunda doktor gözetiminde kan şekeri değerlerinin kontrol altına alınması gerekir. Hamilelik döneminde kan şekerinin düzene sokulabilmesi için hap alınamaz. Bu sebeple insülin kullanılması gerekir. Genellikle gebelik döneminin ardından normal değerlere geri dönen kan şekeri değeri için kontrollere devam edilmesi en doğrusu olur. Zira bu dönemde kendini gösteren şeker hastalığı her ne kadar dönemin bitmesi ile geçse de 5-10 yıl gibi bir süre sonra kendini tekrar ve bu sefer kalıcı olarak gösterebilir.

Diyabet Belirtileri Nelerdir?

1. Sık idrara çıkmak

idrara çıkma

Normalden çok tuvalete gitme ihtiyacı hissediyorsanız diyabete sahip olabilirsiniz. Vücutta yeteri kadar insülin olmaması ya da insülinin etkisini yitirmesi sebebiyle karaciğer, glikozu kana toplayabilmek adına su topladığı için idrara çıkma ihtiyacı duyulur. Glikozun inceltilebilmesi için su toplanması nedeniyle de idrar kesesi daha sık bir şekilde dolar ve tuvalete gitme ihtiyacı hissedilir.

2. Sürekli susuzluk hissi

susuzluk hissi

Gün içerisinde yeterli miktarda su içseniz dahi suya ihtiyaç duyuyorsanız diyabet hastalığına yakalanmış olabilirsiniz. Sık sık idrara çıkan kişiler aynı zamanda sık sık su içme ihtiyacı duyarlar. Karaciğerin glikozu inceltip kana karışmasını sağlayabilmesi için suya ihtiyaç duyması, aşırı su tüketimi ve sık sık idrar çıkarmaya sebep olur.

3. Kronik yorgunluk

yorgunluk

Kanda yeterli miktarda insülin bulunmaması durumunda vücudun enerji kaynağı olan glikoz, hücreler arası geçiş yapamayacağı için yorgunluk belirtileri kendini gösterir. İnsülinin olmaması ya da hücrelerin bu hormona tepki göstermemesi durumunda vücudun ihtiyacı olan enerji üretilemeyecek ve bu da kişinin halsiz ve yorgun olmasına sebep olacaktır.

4. Karıncalanma

karıncalanma

Diyabet sebebiyle ayak, el ve bacaklarda karıncalanma ve uyuşma gibi sorunlar yaşanabilir. Bu tür belirtilere rastlanması hastalığın ilerlemiş olduğu anlamına gelir. Buna neden olan durum ise kandaki glikoz miktarının uzun süre boyunca yüksek kalmasıdır. Uyuşma ve karıncalanma hissine yol açar.

Tip 1 ve Tip 2 Belirtilerinin Farkları

Her iki tipin belirtileri neredeyse aynı olsa da söz konusu tip 1 olduğu zaman belirtileri açık bir şekilde görmeniz mümkün olur. Tip 2’ye yakalanmanız halinde ise hasta olduğunuzu dahi anlayamamanız mümkün. Genellikle birkaç hafta içinde kendini gösteren ve kolay bir şekilde fark edilebilen tip 1’in aksine tip 2 birkaç yıl boyunca var olsa dahi tespit edilemeyebilir. Tip 2’nin tespit edilebilmesi için düzenli bir şekilde kontrolden geçilmesi gerekir.

Diyabet Tedavisi Nasıl Olur?

Tip 1 hastalığının kesin bir şekilde tedavi edilmesi mümkün olmaz. Bu nedenle de kullanılacak olan tedavi yöntemlerinde esas amaç kan şekerinin olabildiğince normal seviyede tutulmaya çalışılması olur. Kan şekeri seviyesi normal değerlerinde tutulduğu takdirde herhangi bir tehlikeye maruz kalınmaz. Diğer yandan tip 2 söz konusu olduğu zaman beslenmenize özen göstermeli ve spor yapmalısınız.

1. İnsülin tedavisi

insülin iğnesi

Tip 1 hastalarının şırınga yolu ile insülin alması gerekir. Oral yoldan alınan insülin, gıdalar gibi sindirileceği için kan dolaşımına karışmaz. Günlük insülin ihtiyacı kişiden kişiye göre değiştiği için hastaların ne sıklıkta ve ne kadar insülin takviyesi alacağına bizzat doktor karar verir. Günde 2 ile 4 aralığında iğne vurulması gerekebilir. İnsülin takviyesi için kullanılabilecek olan yöntemler de farklılık gösterebilir. Bunlar:

İnsülin enjektörü: İnsülin hacmini bildirmeye yarayan ölçümler yapabilen şırıngalardır.

İnsülin kalemi: İnsülin enjektörüne kıyasla daha sosyal ve pratik bir kullanıma sahiptir.

İnsülin pompası: Bir deste oyun kartı kadar boyuta sahip olan bir cihaz sayesinde insülin iğnesinin sürekli kullanılmasına gerek olmaz. Bu cihaz sayesinde esnek bir tüpün ucunda yer alan iğne cildin altında gereken miktar ve aralıkta insülin gönderilir. Birçok kişi pompayı mide civarına sabitlese de popo, uyluk, kalça ve kolunuza da sabitlemeniz mümkün. Düşük kan şekeri ataklarına yakalanan kişilere de insülin pompası önerilir.

2. Hastalığın kontrol altına alınması

bileklik

Çeşitli yöntemleri kullanarak tip 1 hastalığını kontrol altına almanız mümkün olur. Bu yöntemler:

Kan şekerini ölçme: Yapılacak egzersizler ile birlikte glikoz tüketimi artacağı için kan şekerinin ölçülmesi önem taşır. Bu sayede vücudunuzun ne kadar insüline ihtiyaç duyacağını hesaplayabilirsiniz. Özellikle 45 dakikadan fazla insülin kullanmanız halinde egzersiz sırasında dahi kan şekerinizi ölçmenizde fayda var.

Aperatif yiyecekler bulundurun: Kan şekerinizin düşmesine hazırlıklı olmalı ve insülin iğnelerine ilave olarak meyve suyu, şeker, glikoz tableti ya da bal gibi aperatifler bulundurmalısınız.

Diyabet bilekliği: Acil durumlar söz konusu olduğu zaman hızlı bir şekilde müdahale edilebilmesi için diyabet bilekliğine sahip olmanız gerekir.

3. Beslenme ve Egzersiz

beslenme

Tip 2 için önemli bir etkiye sahip olan beslenme ve egzersize önem vermeniz gerekir. Zira tip 2’nin ortaya çıkmasının en büyük nedenleri arasında kötü bir şekilde beslenme ve gün içinde yeteri kadar hareket etmeme gibi sebepler bulunur. Bu nedenle de doktorunuzun önereceği şekilde egzersiz yapmanız gerekir. Egzersiz sırasında kan şekerinizi ölçebileceğiniz aletlere sahip olmanız da ortaya çıkabilecek sorunların önlenmesini sağlar. Düzenli bir şekilde beslenip uygun sporları yaparsanız zayıflamanız da mümkün olur. Böylelikle tip 2’nin en büyük nedeni olan obeziteden de kurtulmak için bir adım atmış olursunuz. Sağlıklı bir şekilde beslenebilmek ve kan şekerinizi dengeli bir seviyede tutabilmek istiyorsanız aşağıda yer alan maddelere dikkat etmeniz gerekir.

  • Kan şekerinin hızlı bir şekilde yükselmesini sağlayan şeker ve içeriğinde şeker olan gıdalar hem kalp sağlığınızı olumsuz bir şekilde etkilediği hem de kiloya yol açacağı için mümkün olduğunca kullanımı azaltılmalıdır.
  • Günde en az üç öğün yemek yemelisiniz.
  • Gece yatmadan önce ve öğünler arasında ara öğün yemeniz gerekir.
  • Öğünlerin düzenli bir şekilde alınması açısından her gün aynı saatlerde yemek yemeye çalışın.
  • Öğünlerin porsiyonlarının boyutlarını da kontrollü bir şekilde belirlemelisiniz.
  • Beyaz ekmek tüketmek yerine çavdar, yulaf ya da tam tahıl ekmeklerini tüketebilirsiniz.
  • Kuru baklagil tüketmelisiniz.
  • Meyve suyu içmek yerine doğrudan taze meyve yemelisiniz.
  • Her gün salata ve pişmiş sebze tüketmenizde fayda var.
  • Ayran, yoğurt, süt ve peynir gibi kalsiyum içeren besinleri tüketmelisiniz.
  • Alkolün ne gibi bir etkiye sahip olduğunu bilmeden alkol tüketmemeli ve bu konuda doktora danışmalısınız.

SİZ DE YORUM YAPIN!

Henüz yorum yapılmamış!