Frengi : Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bir çeşit bakteri yüzünden ortaya çıkan, cinsel yolla kişiden kişiye geçme potansiyeline sahip olan kronik bir enfeksiyon türü olan frengi hastalığı, “sifiliz” ismiyle de tanınır. Çok uzun yıllardır insanların sağlığını tehdit eden ve senelerdir bilinmesine rağmen hala büyük bir problem olarak karşımıza çıkmaya devam eden frengi, her 100.000 insan içerisinde yaklaşık 3 kişide görülme eğilimi gösterir. Elbette her hastalıkta olduğu gibi frenginin de belirli risk faktörleri, korunma yolları bulunuyor. Hastalık hakkında fikir sahibi olup yaşantınıza daha dikkatli bir şekilde devam ederseniz frengi ile karşılaşma ihtimalinizi azaltmış olursunuz.

Frengi Nedir?

Tıp dilinde sifiliz adıyla bilinen bu hastalığın halk arasında “frengi” olarak bilinmesinin sebebi kelimenin anlamından geliyor. Özellikle 16. yüzyılda Avrupa kıtasında çok yaygın bir şekilde görüldüğü için “Frankların hastalığı” manasına gelen bu kelime, hastalığın ismi ile özdeşleşmiş hale gelmiştir.

Avrupa’da cinsel serbestliğin o dönemde daha fazla olması, Türkiye topraklarında serbest ilişkiye toplum nazarında sıcak bakılmaması sebebiyle hastalık, batı kökenleri çağrıştıran bir isim ile etiketlendi. Kronik bir enfeksiyon çeşidi olmakla beraber cinsel ilişki vasıtasıyla bulaşan frengi hastalığına yönelik son zamanlarda etkili tedavi yöntemleri ortaya çıksa da bilinçsiz birliktelikler sebebiyle hastalığın görülme sıklığında bir artış gözleniyor.

Beden içerisinde kan aracılığıyla yayılım gösteren bir hastalık olduğu için iç organlara zarar vermesi de mümkündür. Kanın ulaştığı her yere hastalık taşınabilir ve önlem alınmadığı durumda bedenin her yeri tehdit altına girebilir. Afrika kökenli Amerika vatandaşlarında, beyaz Amerikalılara kıyasla 30 kat daha çok görülen, serbest ilişki ve homoseksüelliğin artış göstermesiyle doğru orantılı olarak rastlanma sıklığında artış gözlenen bu hastalığa her sene dünya genelinde yaklaşık olarak 15 milyon insan yakalanıyor.

2010 senesinden bu yana uzmanların incelediği vakaları düşünecek olursak Amerika Birleşik Devletleri’nde kadınlarda frengiye rastlanma oranının azaldığını, erkeklerde ise çoğaldığını söyleyebiliriz. Bu konuda erkek erkeğe ilişkinin artış göstermesi temel faktör olarak gösteriliyor. Frenginin neden olduğu genital yaralar, aynı zamanda HIV virüsünün oluşumuna uygun ortam hazırladığı için AIDS hastalığının da önünü açabilir.

Frengi Nedenleri Nelerdir?

Bu hastalık insanlar arasında cinsel ilişki ve kan aracılığıyla bulaşma potansiyeline sahiptir. Treponema pallidum ismi verilen bir bakteri yüzünden oluşum gösteren frenginin sebeplerini bilmeniz ve bunlara dikkat ederek yaşamanız halinde bakteri vücudunuzda kolay kolay kendisine yer bulamaz.

1. Cinsel ilişki

cinsellik

Frenk hastalığı olarak dilimize geçen sifiliz, en yaygın biçimde cinsel ilişki yoluyla insandan insana geçiyor. Hasta insandan sağlıklı insana geçen bu hastalık genelde genital bölgelerin teması neticesinde mikrobun sağlıklı kişiye geçerek onu da hastalığın içine çekmesi şeklinde karşımıza çıkar. Bu mikrop daha çok anal ve oral cinsel ilişkilerde hızlı bir şekilde yayılır. Sifiliz rahatsızlığı ile karşılaşmamak için partnerinizin sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olmanız gerekir, bu konumda tanımadığı insanlarla korunmadan ilişkiye giren kişilerin daha çok risk altında olduğunu da söylemek mümkündür.

Korunma yöntemlerinin başarılı bir şekilde cinsel ilişki sırasında uygulanması ve kişinin partnerini tanıyor olması cinsel yollarla bulaşan hastalıkların önüne geçilmesini sağlayan en temel çözümdür. Genital bölgelerin hassas olduğunu ve kolayca mikrop kapabildiğini, özellikle cinsel ilişki esnasında ortaya çıkan şehvet anında çok daha korunmasız durumda olduklarını düşünürsek, sifiliz hastası bir kişi ile ilişkiye girilmesi halinde hastalığın bünyeye bulaşması kaçınılmaz olur. Grip gibi basit bir hastalık olmadığı ve ilerleyen aşamalarda tüm bedeni esir alabildiği için ekstra dikkat ve önlem gerekir.

2. Öpüşmek

öpüşme

Öpüşmek ile sifiliz hastalığının bulaşıp bulaşmadığı konusunda büyük tartışmalar sürüyor fakat bazı durumlarda öpüşmenin hastalığın kişiden kişiye geçmesine sebep olduğu tespit edildi. Şartlar hakkında henüz net detaylar bilimsel çalışmalarla desteklenip ortaya konulmadı ama hasta olan bir kişinin ağzındaki bir yarada meydana gelebilecek en ufak kanama ya da sağlıklı kişinin kolay mikrop kapmaya müsait konumda olan ağız bölgesinde bir yarası varsa öpüşme ile sifiliz hastalığı da kişiden kişiye geçebilir.

Ağız bölgesinde yaraların olması durumunda sadece sifiliz değil diğer birçok hastalık da kolayca bünyeye girebilir. Bu yüzden ağız içi ya da dudak bölgesi yaraları ile karşı karşıyaysanız yaranın boyutu her ne olursa olsun, partnerinizden mikrop kapmamak ve hem onun sağlığını hem de kendi sağlığınızı riske atmamak adına tedbirli davranmanızda yarar var.

3. Kan yoluyla

kan

Bulaşıcı birçok hastalık nasıl kan yolu ile sağlıklı kişilere geçebiliyorsa sifiliz hastalığının da bu yollarla kişiden kişiye geçebildiğini söylemek mümkün. Eğer vücudunuzda mikrop kapmaya müsait hassas bir alan varsa ya da açık yaranız bulunuyorsa ve bu bölgelere hasta ve virüslü bir kişinin kanı temas ettiyse hastalık riski ile karşı karşıya kalabilirsiniz.

Parmağınızda ufak bir kesik olduğunu ve oluşan yaranın tam olarak kapanmadığını ve sizin de bu bölgeyi yara bandı gibi materyaller ile kapatmadığınızı düşünelim. Karlı bir havada yolda yürürken karşıdan gelen birisinin ayağının kaydığını ve sert bir şekilde yere düşüp kafasını vurduğunu gördünüz ve yardıma koştunuz. Eğer yardım için yanına koştuğunuz kişide sifiliz hastalığına ilişkin virüs varsa ve siz ona yardım ederken parmağınızdaki mikrop kapmaya müsait alana onun kanı temas ederse düşük de olsa hastalığın bulaşması riski ile yüzleşebilirsiniz. Elbette yaralanan, düşen insanlara yardım etmek en temel vazifeniz olmalı fakat yara bandı gibi maddelerle kapatmadığınız açık yaralarınız varsa bu yaralara başka kişilerin tükürüğü, kanı gibi virüs taşıma ihtimali olan şeylerin temas etmemesi için ekstra çaba harcamanız gerekir.

4. Doğum esnasında anneden çocuğa

doğum

Kan yolu ile kişiden kişiye bulaşabilen bir hastalık olan frengi, elbette ki anneden karnındaki bebeğe de kolaylıkla geçebilir. Eğer anne hastalığa ilişkin virüsü taşıyorsa ve bu virüs bedende dolaşımını gösterirken herhangi bir müdahale edilmediği için rahimdeki bebeğe kadar ulaştıysa; henüz yeni yeni gelişimini gösteren ve bağışıklık sistemi hala oluşmamış olduğu için oldukça zayıf bir sisteme sahip olan anne karnındaki bebek de virüsü kolaylıkla kapabilir.

Bu tip durumlarda genelde bebeklerin ölü doğduğu gözlemlenir. Kimi vakalarda ise bebekte bir problem olduğu uzmanlar tarafından anlaşılır ve çocuğun anne karnında ölmemesi için erken doğumun önü açılır, bebeğe müdahale edilmeye çalışır. Bu müdahaleler de ne yazık ki her zaman başarı ile sonuçlanmaz ve oldukça zayıf bünyesi olan ve bu zayıf bünye söz konusu virüsle çatışamadığı için bedeni hastalığa esir olan bebek hayatını kaybeder.

Böylesine bir ihtimalin önüne geçmek için hamile kaldığınızda bir uzmana danışın ve bedeninizde bebeğe bulaşma ihtimali olan herhangi bir hastalık olup olmadığını öğrenmek için gerekli testlerden geçin. Bu, hem sizin sağlığınızı güçlendirecek, erken teşhis ile eğer bir hastalık ihtimali varsa bunun kötü sonuçlarını en az seviyeye çekecektir hem de bebeğinizin ölüm ihtimalini azaltacaktır.

Frengi Belirtileri Nelerdir?

Beden üzerinde büyük hasarlara sebep olabilen ve kişinin hayatını alt üst etme ihtimali bulunan bir hastalık olan frengi nasıl anlaşılır? Elbette her hastalıkta olduğu gibi sifiliz rahatsızlığında da kimi belirtiler bulunuyor. Frengi belirtileri ne zaman ortaya çıkar noktasında ise bu hastalıkta durumun biraz farklı işlediğini söyleyebiliriz.

Zira söz konusu belirtilerin bazıları ilk aşamada ortaya çıkar ve erken teşhis ile daha hızlı tedaviye olanak sağlanır. Bu sayede hasta daha az zarar görür. Fakat kimi belirtiler de hastalığın çok ilerlediğine işaret edebiliyor. Frengi rahatsızlığında belirtiler, evrelere göre listelenir.

1. Birinci evre 

frengi

İlk evrede sifiliz rahatsızlığının belirtileri genelde çok şiddetli bir şekilde hissedilmez. Bu konumda hastanın dikkati ve sağlığına değer vermesi sayesinde bazı teşhisler ortaya çıkarılabilir. Birinci evre frengide cinsel temas yoluyla hastalığın sağlıklı kişiye geçmesinden itibaren geçen 10-90 gün arasında şikayetler meydana çıkmaya başlar. Yaklaşık olarak üçüncü haftaya denk düşen 21. gün gibi genelde ilk kez hasta tarafından bir şeyler fark edilir.

Meydana gelen vakaların yüzde 95’ini düşündüğümüz zaman genital bölgenin etrafında “şankr” ya da diğer tabirle “chancre” ismi verilen ve sert bir zeminin üstünde ağrısız bir şekilde ortaya çıkan bir lezyon görünür. Yüzeysel ve ülserleşmiş bir biçimde görülen bu lezyon genelde tek başına görülür ama nadir durumlarda birden fazla sayıda da görüldüğü olmuştur.

Şankr adı verilen bu lezyon, erkeklerde penisin derisinin üstünde ya da rektumda, kadınlarda ise dış genital alanda, yani vulvada veya çok nadiren vajina içinde ve rektumda görülür. Sifiliz hastalarının ilk evrelerinde kişilerin kasıklarının çevresinde lenf bezinin şiştiği ve lenfadenopati oluştuğu görülür. Daha sonra bu durumun yaklaşık 90 gün içinde ortadan kaybolduğu da gözlemlenir.

2. İkinci evre

frengiden korunma

Enfeksiyon kapıldıktan sonraki dönemde 6-8. haftalar arasında başladığı görülen ikinci evre, hastalığın en bulaşıcı olduğu dönem olarak kabul edilir. Kişiye hastalığın geçmesinden hemen hemen iki aylık bir süre zarfının geçmesiyle birlikte girilen bu süreç, hastalığın üçüncü, dördüncü yıllarına kadar sürebilir.

Sifiliz hastalığının ikinci döneminde belirti olarak cilt döküntüleri kilit rol oynar. Kaşıntısız bir biçimde meydana gelen bu döküntülerle genelde kol, göğüs ve bacak gibi bölgelerde karşılaşılır. Bu üç bölgede başlayan kaşıntısız döküntülerin zaman içerisinde cilde yayıldığını da söylemek mümkündür. Vakit ilerledikçe el ve ayak içlerinin ve hatta makatın koyu kırmızı bir renge bürünür.

Kadınların dış genital bölümlerinde ve erkeklerin torbalarında; hastalığın ikinci evresinde oluşum gösteren yayvan, geniş, siğil benzeri karakterde olan ve beyaza yakın bir renge sahip olan lezyonlar gözlemlenebilir. Kondiloma latum ismi verilen bu lezyonlar gözle görülebilecek büyüklükte olurlar. Sekonder sifiliz evresinde tüm bunlara ek olarak kilo kaybı, halsizlik, boğaz yanması, ateş, baş ağrısı ile büyümüş lenf nodları gibi belirtilerle de karşılaşılır.

3. Latent evre 

frengi

Gizli evre olarak da bilinen latent evrede frengi rahatsızlığına yönelik klinik belirtiler söz konusu olmasa da serolojik testlerin pozitif sonuç verdiği gözlemlendi. Erken ve geç latent şeklinde iki farklı aşamaya ayrılan bu evrede diğer evrelere göre farklı durumlar söz konusu.

Erken latent evresinde; hastalık kişiye bulaşsa da 2 yıl kadar hiçbir bulguya rastlamak mümkün olmuyor. Geç latent dediğimiz evrede ise 2 yılı aşan süreler boyunca rahatsızlığın tespitine ilişkin herhangi bir bulgu saptanamıyor. Burada hastanın kendi bedenini tanıması ve bir yerde bir şeylerin doğru gitmediğini sezmesi gerekiyor.

Latent dönemde olan hastalar, bir şeylerden şüphelenip uzmana danıştığı zaman tedavi konusunda önemli avantajlar elde edebiliyorlar. Latent evrede olan hastaların %50’si 3.evreye geçerken %25’i bu dönemde kalmaya devam ediyor. Geriye kalan %25’lik dilim ise kendi kendine iyileşiyor.

4. Üçüncü evre

frengi evreleri

Hastalığı ihmal eden kişilerde ya da teşhis gerçekleştirilmediği için hala tedavinin gerçekleşmediği durumlarda hastalık kişiye bulaştıktan sonraki 1-25 senelik dönem içerisinde üçüncü evrenin başladığı gözlemlenir. Frenginin etkileri kişiden kişiye değiştiği için çok seyrek olsa da bu evrenin elli sene sonra bile başladığı gözlemlenebilir.

Bu evrede kılcal damarlarda oluşan tahribata bağlı bir şekilde “gom” ismi verilen bazı yumuşak karakterde şişliklerin oluştuğunu görebilirsiniz. Bedenin her noktasında çıkabilen gomların haricinde şiddetli ağrılar, felç, menenjit ve hatta ölüm gibi durumlar da görülebilir.

5. Genel belirtiler

frengi belirtileri

Evre fark etmeksizin frengi rahatsızlığının bazı belirtilerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Saç dökülmesi,
  • Şankr,
  • Ağız ve boğaz bölgesinde tahriş,
  • Ayak tabanı ve el ayasında oluşan çizgiler ya da renksiz lekeler,
  • Deride oluşan lezyonlar,

Özellikle lezyonlar ve şankr kolaylıkla sifiliz ile bağdaştırılabilecek belirtiler olarak kabul edilir. Bu iki tip belirti ile karşılaşılması halinde kesinlikle en ufak bir zaman kaybı yaşamadan, derhal bir uzmana danışarak tedavi sürecinin başlatılması gerekir.

Frengi Tedavisi Nasıl Yapılır?

Tedavi, erken teşhis konulduğu durumda gayet mümkündür. Gelişen teknoloji ve tıbbi ilerleme sayesinde bu hastalık erken teşhis ile hastaya çok büyük zararlar vermeden ortadan kaldırılabiliyor. Frengi tedavisi ne kadar sürer, konusunda maalesef net bir cevap verebilmek mümkün değil. Zira hastalığın etkisine göre tedavi süreci 2 seneye kadar uzayabiliyor.

1. Penisilin ilaçlar

penisilin

Erken evrede fark edilmesi halinde penisilin ilaçlar sayesinde son derece başarılı bir şekilde, frengi sorunu yok edilebilir. Alerji sebebiyle penisilin tedavisi alamayan hamileler için de “penisilin g” sayesinde sorunsuz tedavi mümkün hale geldi.

2. Antibiyotik ilaçlar

antibiyotik

Antibiyotik ilaçlara, frengi tedavisinde genel olarak penisilin alerjisi halinde başvurulur. Eğer kişi hamilelik kaynaklı olmaksızın genel bir penisilin alerjisine sahipse uzmanlar tarafından kendisine çeşitli antibiyotik ilaçlar tavsiye edilir ve bunların tedavi süresince düzenli olarak kullanılması ile hastalığın etkilerinden kurtulmak amaçlanır. Frengi virüsüne sahip olan yeni doğmuş bebeklerin tedavisi için de antibiyotik ilaçlara başvurulur. 

SİZ DE YORUM YAPIN!

Henüz yorum yapılmamış!